Mobbing’in Yeni Adı; Kanunları Delmek Çalışanın Hakkını Çalmak

Tam gün Kanunu, sağlıkta dönüşüm, 663 KHK derken sağlıkta çalışan ezilmeye, mobbing ve şiddetle imtihan olmaya devam ediyor.unutmayınız ki Allah Rasulu bir hadisi şerifinde ne diyor “insanlar hak ettikleri şekilde yönetilirler”. Yazının sonunda bir fıkra paylaşacağım bu biz sağlıkçılara ne kadar uyuyor.

Değerli Sağlık Çalışanları; Karneleri kırık olan kamu hastaneleri genel sekreterleri ve yöneticileri acısını sağlık çalışanından çıkarmak için her türlü baskıya başvuruyor en son moda; Çalışması saatlerini hukuka uygun olmayan bir şekilde yeniden belirlemeler devam ediyor.. Bunu yapanlar kendilerini kanunun üstünde görmeye ve yetkilerin kendilerinde olduğunu düşünmeye başladılar. Oysaki unuttukları bir olgu var Mesai Saatleri Anayasa ile Güvence altına alınmıştır. Son dönemlerde yalaklar iş bilmezler iş başında bir yerlere şirin görünmek için memurun izin ve çalışma düzenlerine saldırmaya başladı

‘Öyleki bazı illerde Sağlık Personelinin haftalık çalışma saatini 7 günle bir tutmaya çalışan bazı AYDIN GENEL SEKTER ve yamakları var Acıyorum Bunu tam gün kanunu ile bağdaştırmak sadece zavallıların yapacağı bir düşüncedir. Anayasa ile verilen haklar, Kanunlar, Yönetmelikler, Uluslar Arası Anlaşmalardan doğan hakları görmeyenlere nedenebilir ki sadece zavallı demek yeterli herhalde, siyasete diş geçiremeyenler sağlık çalışanını hırpalamaya çalışıyor. Hepinizin arkasında bir dayı var o zaman neden filler tepişirken arada çimenler ezilsin kozlarınızı sağlık çalışanının üzerinden nemalanarak değil üst makamlarda çözün.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca haftalık çalışma süresi 40 saattir Tanımda yer alan”……………personelin haftalık çalışma saati 40 saattir.” İfadesinin bu kısmını alan bazı genel sekreterlikler ve hastane yöneticileri tarafından başka algılatılmaya ve çalışanların tutukları nöbet fazla çalışma sürelerine el konulmaya emekleri çalınmaya çalışılırken çalışanları psikolojik olarak baskıya maruz bırakılmaktadır. Bu durum personeller arasında farklı yorumlanarak anlatılmaya başlandı bile; çalışma şekilleri ve çalışma alanlarına göre bağlı farklılıklarının oluştuğu empoze edilmeye çalışılıyor.

Oysaki bakın aynı kanunun devamı nasıl “Çalışma saatleri: Madde 99 – (Değişik: 30/5/1974 – KHK/12; Aynen kabul: 15/5/1975 – 1897/1 md.) Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir. Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir.

Ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle,kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir. Bakanlar Kurulu, yurt dışı kuruluşlarda hizmetin gerektirdiği hallerde, hafta tatilini Cumartesi ve Pazardan başka günler olarak tespit edebilir.”denilmektedir. LİNK(http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.657.pdf) Bunun dışında Anayasamız ve uluslar arası normlar ve iş hukuku konuyu çok iyi tanımlamıştır. Ya bunlar olurken sesiz kalan yan ve yandaş sendikalara ne demeli ? Neden susuyorlar çünkü idarelerle iç içe ahbap çavuş ilişkisi.Yine diyorum “Zalimin zulmü ömrü kadardır.Eğer dünya sonsuz olsa idi Firavun hep zalim kalırdı.”

Anayasamızın 128. maddesine göre kamu görevlilerinin hakları, yükümlülükleri,aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri yasa ile düzenlenir. Ülkemizde kamu veya özel sektörde çalışanlar için günlük çalışma süresi 8 saattir. Yukarıda görüldüğü gibi 657 sayılı Yasanın 99. ve takip eden maddelerinde, devlet memurlarının çalışma saat ve usulleri hükme bağlanmıştır.

Yine Anayasa’nın “Çalışma Şartları Ve Dinlenme Hakkı” başlıklı 50. maddesine göre “Dinlenmek çalışanların hakkıdır.” Bu hak temel hak ve hürriyetlerden olması nedeniyle şahsa bağlı devredilemez sosyal bir haktır. Anayasanın 50. maddesinin gerekçesine göre de dinlenme hakkı “…hem çalışanın bedenen korunması için zorunlu hem de çalışanın dinlenme sonrası çalışmasının verimi için gereklidir.”

1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi’nin hafta tatili konusunda verdiği bir kararında da “…bugün Dünyada çalışan bütün kişilerin dinlenmeleri gerektiği, bunun sağlığı koruma koşullarından olduğu, dinlenmenin çalışmaktan doğan yıpranmaları giderdiği ve çalışanlara daha iyi, daha verimli çalışma olanağı sağladığı ve böylece hem çalışan kişinin hem de çalışmakla ilgili bulunan toplumun yararının bulunduğu kabul edilmektedir” denilmiştir

1982 Anayasanın 49’uncu maddesindeki “Devlet çalışanların hayatını geliştirmek için çalışanları korumak zorundadır” hükmü unutulduğunu görüyoruz..

ILO (International Labor Organization: Uluslararası Çalışma Örgütü) Birleşmiş Milletlerinen eski örgütlerinden olup amacı istihdamı arttırmak ve daha önemlisi çalışma şartlarını çalışan lehine iyileştirmektir. İş ve işçi hukuku konularında en çok tanınan uluslar arası kuruluş ILO’dur. ILO’nun 1919 tarihli ilk konvansiyonu çalışma saatlerin sınırlandırılması ve çalışanlara yeterli dinlenme süreleri verilmesini öngörmüştür.

Çalışma şartları ve mesai saatleri iş hukukunun en eski ve tartışmalı problemlerindendir. 19. yüzyılın başlarında bile aşırı çalışma saatlerinin hem çalışan sağlığına hem de ailesini de kapsayacak şekilde çalışanın sosyal yaşamını olumsuz etkilediği bilinen ve tartışılan gerçeklerdendir.

ILO’nun modern standartları çalışma sürelerinin makul periyotlarla sınırlandırılmasını ve çalışanlara günlük, haftalık ve yıllık bazda dinlenme ve tatil verilmesini öngörür.
Bu standartlar hem yüksek iş verimini hem de çalışanların beden ve ruh sağlığının korunmasını hedeflemektedir.

Unutulmamalıdır ki Buna göre; devlet memurlarının haftalık çalışma süresi, cumartesi ve pazar günleri tatil olmak üzere 40 saattir (DMK Madde 99). Bu hüküm ilgili uluslararası sözleşmeye de (ILO Sözleşmesi) uygundur. ILO’nun bu konudaki en temel mevzuat metinlerinden birisi de 1935 yılında çıkarılan ancak 1957 yılında yürürlüğe giren Haftada Kırk Saat Konvansiyonudur.
Buna göre haftada kırk saat çalışma yaşam standardını bozmayacak veya düşürmeyecek şekilde dizayn edilmelidir. Benzer şekilde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin (İHEB) 22’nci maddesinde “Her şahsın çalışmaya, adil ve elverişli çalışma şartlarına” hakkı vardır, 24’ncü maddesinde, “Her şahsın dinlenmeye…, özellikle çalışma sürelerinin makul periyotlarla sınırlandırılmasına ve ücretini de almak kaydı ile dinlenmeye… hakkı vardır” hükmü mevcuttur.

Bazı İllerdeki Sağlık Çalışanı Düşmanı genel Sekreterler ile onlara dayanak olan yandaş sendikalara Yukarıdaki bilgiler ve 657 Devlet Memurları Kanununda Madde 101’de “kurumların ve görülen hizmetin özelliklerine göre günün yirmidört saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan Devlet memurlarının çalışma saat ve şekilleri kurumlarınca düzenlenirken Madde 102 Yıllık izin Madde 103 Yıllık izinin Kullanılışı iyi incelemek gerektiğini hatırlatmakta fayda olduğunu hissediyoruz.

Yazımı bir hikaye ile bitirmek istiyorum. Herkes hissesine düşeni alır diye ümit ediyorum

Hikâye buya.. zamanın birinde bir ülkenin padişahı ölmüş, çoluğu çocuğu olmadığı için, yerine kimi padişah edeceğiz diye şaşırıp kalmışlar. Sonra şehrin ileri gelenleri toplanıp, bir karara varmışlar. Karara göre ahaliyi toplayıp, padişahın eğitimli güvercinini salacaklar.

Güvercin kimin omzuna konarsa, o padişah olacak. Neyse, ahali toplanmış, herkes heyecanla güvercin omzuna konsun diye dualar edip, adaklar adarken, şehre iki yabancı turist gelmiş. Tabii, onların da haberi olmuş durumdan… Şehrin meydanına doğru giderken, kendi aralarında konuşuyorlarmış.

Yüzü güleç olan yabancı demiş ki; “Eğer güvercin benim omzuma konarsa, öyle adil olurum ki, toprakları zengin, insanları, kurdu, kuşu bile zengin ve mutlu olur. Duyan herkes bu şehirde yaşamaya can atar” demiş. Asık yüzlü olan adam ise; “Valla ben acımam arkadaş. İnsanların ne dirisine ne de ölüsüne acırım. Sırf eziyet olsun diye, ölülerini bile bacadan çıkarttırırım” demiş.

Olacak bu ya, güvercin gelip zalim adamın omzuna konmuş.Neyse adam padişah olmuş, arkadaşını da vezir yapmış. Sözünü tutmuş, o şehrin halkına öyle zulüm yapmış ki, halkı canından bezdirmiş.

Bir gün ..Beş on kişi toplanıp saraya gelmişler. Gelip vezirin huzuruna durmuşlar. “Vezirim, ne olur padişaha söyle, her türlü zulmüne katlanıyoruz, neyse de, bari izin versin de, ölülerimizi kapıdan çıkaralım. Valla cenazeyi bacadan çekmek çok zor oluyor.” Vezir gidip durumu padişaha anlatmış, o da “Arkadaşım, padişah olmak için o meydana giderken sen de, ben de nasıl bir padişah olacağımızı söyledik.

Allah kalbimizi biliyordu, benim gibi birini hak etmeselerdi, güvercin senin omzuna konardı, sen padişah olurdun. Demek ki bu ahali beni hak etti ki, ben padişah oldum. Şikâyet etmeye hakları yok. Hak ettikleri şekilde yönetiliyorlar” demiş.

Bu hikayeden herkesin hissesine bir şeyler mutlaka düşüyordur.

Aktif Sağlık-Sen Genel başkanı

Hüseyin AYHAN

Yorumlar