öğrencilere “radyasyon” tehdidi mi?

çağdaş teknolojiden yoğun olarak yararlanıyoruz derken sağlığımızdan olmamalı, sağlığımızı tehdit eden durumları da en yaygın biçimde ortaya koymalıyız.
“olası kanserojen olarak tanımlanmış olan rf alan kaynağını çocuklara vererek, onların sağlığını korumak yerine risk altına almış oluyoruz.”
bu sözler gazi üniversitesi bünyesindeki “non-iyonizan radyasyondan korunma merkezi”nin sitesinde yer alan “tablet bilgisayarlar zararlı mı?”  başlıklı yazıdan.
öğrencileri tehdit eden bu durumdan ise öğretmen/yazar arkadaşım atalay girgin’in paylaştığı bir yazınedeniyle haberdar oldum.
yaşamımızın neredeyse büyük bölümünü işgal eden “bilgisayar”ların kullanım yer ve sürelerinden de söz etmek gerekiyor. neredeyse her şey bilgisayarlar aracılığıyla yapılır hale geldiğinden beri, bunların sağlığımıza yönelik olumsuz etkileriyle hepimiz karşı karşıyayız.
kimi konularda bazen düşünce düzlemimizi sınırlıyor, ayrıntıya bakarken bütünü göremiyoruz:
cep telefonları başta olmak üzere “non-iyonizan radyasyon” yayan cihazlara dair duyarlı ve dikkâtli olunması konusunu hep yazıyor, insanları özellikle de çocuklarına yönelik olarak ebeveynlerini elimden geldiğinde uyarıyorum.
ama bu iki yazıda gördüğüm ve aslında konunun üzerinde durulmayan bir boyutu daha dile getirmek istiyorum: “okullarda bilgisayar kullanımı” ve “öğrencilere tablet bilgisayar” verilmesi, eğitimin bunlarla yapılması.
sayının artması riski artırır!

söz ettiğim merkezin müdürü prof. dr. nesrin seyhan ve merkezinin sürdürdükleri araştırmalar, bunlara dair yayınlar önemli bir birikimi işaret ediyor. muhtemelen konunun politik ve ticari boyutu olması bu önemli konunun yeterince bilinmesini ve yaygınlaşmasını engelliyor.
o çalışmalarda dile getirilen bilimsel gerçeklerden yola çıkılarak sorulan temel soru ve ona verilen yanıt şu:
“okullarda bütün çocuklara verilen tablet bilgisayarların okullarda yaratacağı manyetik alan çocuklar üzerinde nasıl bir etki yapar?
elektromanyetik kirlilik, sigara kullanımı gibi her yeni elektromanyetik alan kaynağı kullanımı ile birlikte artacaktır. ortamda bir tablet bilgisayarın wi-fi yani kablosuz internet bağlantısı ile yaratacağı kirlilik, örneğin 30 öğrenciyi barındıran bir sınıfta daha yüksek olacaktır.”
anlaşılan o ki burada doğan bilimsel kuşkunun somut olarak ortadan kaldırılması, en azından an itibariyle olanaklı değil. çünkü uygulamanın doğrudan sonuçlarını görmek için geçmişte yapılan ve dayanak olacak bir çalışma bulunmuyor. ileriye dönük çalışmalar için ise daha süre gerekiyor. ama aynı yazıdan başka ülkelerde bu konuda neler yapıldığını da öğreniyoruz. pek çok ülkede, bir genel kural olarak “koruma” yaklaşımıyla çeşitli sınırlandırmalar getirilmiş.
aslında çocuklar kendi kullandıklarının dışında çevrelerindeki cihazlarla, okul dışında da yoğun olarak karşılaşıyorlar. internet kafeler ve dijital oyun salonları ile, hemen hepsinde aynı cihazlar bulunduğu için bir araya geldikleri, kütüphaneler, kafeler, toplu bulunulan kapalı yerlerde aynı riskler onlar açısından söz konusu.
ihtiyat ilkesi

dolayısıyla “ihtiyatlı” davranmak, eğer bir zarar kuşkusu var, ancak bunun ölçü ve ölçütü belirsizse, o zaman sakınmak gerektiği çok açık. tablet bilgisayarların yaydığı iyonizan olmayan radyasyonun olası olumsuzlukları göz önüne alınarak bundan sakınılması gerektiği bilim insanlarınca çok net ortaya konuluyor.
söz ettiğim iki yazıda da bu konuda nelerin yapılması, nelerin yapılmaması konusunda çok önemli ve doğru bilgiler yer almaktadır.
tıp etiğinin temel kuralı “önce zarar vermemek”tir. topluma hizmet eden tüm kamu görevlilerinin bu ilkeye uygun davranmaları gerekir. ancak, bu ülkede özellikle son 10-15 yıldır,  bu ilke göz ardı edilerek pek çok uygulama gerçekleştirilmekte, “hak ihlâlleri” yapılmaktadır.
sade vatandaşın zorunlu olarak bir “hak mücadelesi”ne soyunması, en azından haklarının ihlâl edilmesine karşı direnmesi, kendisi, yakınları ve çocukları için “en iyi olanı” bir hak olarak talep etmesi onun bir insan ve yurttaş olarak görevlerinin başında gelmektedir.
başta her düzeydeki yetkili ve sorumlular olmak üzere herkes in üzerine düşeni gerektiği gibi yapması, bu konuyla ilgili olarak bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu gerçeklere göre düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, riski büyük olan araç, gereç, malzeme ve donanıma ticari kazancı ne olursa olsun sınırlama, hatta engellemelerin getirilmesi, azami güvenliğin sağlanması, bu cihazların yoğun olarak bulunduğu ortamların düzenli ölçümlerle izlenmesi vb. önlemlerin alınması da gereklidir.
sağlık için, sağlık hakkı için

bireysel/kişisel düzlemde ise tüm yurttaşların çocuklarının sağlığı ve sağlıklılığı için bu tutum ve davranışı benimsemesi; medyanın da bu noktadaki durumu daha yaygın olarak ifade etmesi gerekmektedir.
başta ebeveynler olmak üzere, çocukları ve gençleri etkileme olanağına sahip herkesin bu konularda bilgilenmeleri, tutum, davranış, anlattıkları ve gösterdikleriyle çocukların da benzer biçimde kendilerini korumaları da sağlanmalıdır.
sağlıkçılar da bu konuda daha duyarlı olmalı, bu etkilenmenin yol açma olasılığı olan sorunları daha dikkâtle ve yakından izlemeleri, bu konularda bilimsel bilgi üretimine katkıda bulunmaları, olası sonuçlarını daha net ve doğrudan ortaya koymaları, mesleki görevleri sırasında bu konuda da toplumu bilgilendirmeleri gerekmektedir.
tüm bunlarla ilgili bir görev de medyanın üzerindedir. başta reklamlar olmak üzere, söz konusu cihazlarla ilgili her türlü yayında, etki ve sonuçları itibariyle “kuşku”lar bulunan her türlü konuda yayın yaparken azami dikkât ve özeni gösterme sorumlulukları vardır.
çağdaş teknolojiden yoğun olarak yararlanıyoruz derken sağlığımızdan olmamalı, sağlığımızı tehdit eden durumları da en yaygın biçimde ortaya koymalıyız. (MS/EKN)

Yorumlar