Tıbbi görüntüleme hayat kurtarıyor!

Bu yıl 8 Kasım tarihi; Avrupa Radyoloji Derneği (ECR), Kuzey Amerika Radyoloji Derneği (RSNA) ve Amerikan Radyoloji Koleji (ARC)’nin öncülüğünde radyoloji alanında faaliyet gösteren birçok ulusal ve uluslar arası dernek tarafından 2. Uluslararası Radyoloji Günü olarak kutlanacaktır.

Bu girişim radyolojinin güvenli hasta bakımına yaptığı katkılara yönelik farkındalığın artırılması ve sağlık hizmeti sürecinde radyologların oynadığı hayati rolün daha iyi anlaşılması amacıyla başlatılmıştır.
Radyoloji modern sağlık hizmeti tarihindeki en başarılı teknolojik ve profesyonel gelişmelerin başında gelmektedir. Benzer şekilde radyoloji uluslararası alanda en saygın tıp dergilerinden olan The New England Journal of Medicine tarafından tıp alanında son 1000 yıl içindeki kaydedilen en önemli 10 gelişme arasında sayılmıştır. Bu bakımdan tıbbi görüntüleme sağlık hizmetinde en heyecan verici gelişmelerin kaydedildiği alan konumundadır. Direkt grafiler, MR incelemeleri, ultrason ve diğer tıbbi görüntüleme teknolojileri sayesinde elde edilen dikkat çekici görüntüler birçok kişi tarafından bilinmekte fakat bu hizmetlerin amaç ve değeri tam olarak anlaşılamamaktadır.
Bu sebeple Wilhelm Conrad Röntgen’in 1895’de x ışınlarının varlığını keşfettiği gün olan 8 Kasım tarihi, ‘eylem ve farkındalık günü’ olarak seçilmiştir. Bu sayede tıbbi görüntüleme sağladığı görsel zenginliğe sahip verilere, radyologların sayısız tıbbi durumda sağlık hizmeti ekibinin bir parçası olarak üstlendiği hayati role ve tıbbi görüntüleme alanında çalışan profesyonellerin gereksinim duyduğu yüksek eğitim ve profesyonel standartlara dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.
Avrupa kıtasında toplam ulusal ve 14 yan dal radyoloji derneği bu girişimin bir parçası olmak için davet edilmiş ve birçoğu bu bağlamda basın toplantıları, ulusal medya programları ve basın haberleri gibi kendi aktivitelerini düzenleme hazırlıklarına başlamıştır. Benzer şekilde Kuzey Amerika’da radyoloji alanında faaliyet gösteren 18 dernek de Uluslararası Radyoloji Günü etkinliklerine katılmaktadır.
PROSTAT KANSERİ TANISINDA DEVRİM…
Füzyon görüntüleme tekniği artık Türkiye’de …
MR görüntüleriyle üç boyutlu ultrason görüntülerinin ileri teknolojiyle birleştirilmesini sağlayan bir cihazın kullanıldığı yeni bir biyopsi tekniği sayesinde prostat kanseri kolaylıkla saptanabiliyor. A.B.D.’de bir kaç yıl önce geliştirilen ve prostat kanseri tanı ve tedavisinde devrim yaratması beklenen cihaz artık Türkiye’de de hastaların hizmetine sunulmuş durumda.
Bu konuda; Türk Radyoloji Derneği Genel Sekreteri, Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut (Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi) soruları yanıtladı;
Prostat kanseri görülme sıklığı nedir? Prostat kanserinin toplum sağlığı açısından taşıdığı önemden bahsedebilir misiniz?
Yapılan araştırmalar artan yaşam beklentisine paralel olarak özellikle 65 yaş üzerinde olmak üzere kanser vakalarının önümüzdeki otuz yıl içinde 3 kat artacağını göstermektedir. Bu durum ağırlıklı olarak bir ileri yaş hastalığı olan prostat kanserini de doğrudan ilgilendirmektedir. İstatistiksel olarak her 6 erkekten birinin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanacağı bildirilmiştir. Tüm dünyada yılda yaklaşık 900 000 hasta prostat kanseri tanısı alırken, her yıl 258 000 hasta prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
Prostat kanseri için kimler risk altındadır?
Prostat kanseri için bilinen en kuvvetli risk faktörü genetik faktörlerdir. Bu nedenle ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar prostat kanseri için risk altındadır. Ayrıca diğer bazı kanser türleri için olduğu gibi prostat kanserinin de batı tipi yaşam tarzı, hazır gıdaların fazla tüketimi gibi alışkanlıklarla artış gösterdiği düşünülmektedir.
Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?
Genellikle 40 yaşın üstündeki erkeklerde görülen prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyip tanı ancak rutin kontroller sırasında yapılan tetkiklerle konulabilmektedir. Hastalık sıklıkla sinsi şekilde ilerledikten sonra geç dönemde kendini göstermektedir. Bu nedenle birçok hastada prostat kanseri genellikle ileri evrede yakalanmaktadır. Başlıca belirtiler arasında yer alan idrardan kan gelmesi, meniye kan karışması gibi bulguların varlığı hastalığın ilerlediğini akla getirirken metastaz halinde ise kemiklerde ağrı görülebilmektedir.
Prostat kanseri için erken tanının önemi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Geçmişte, erken tanı yöntemleri henüz yaygın değilken birçok erkek ilerlemiş kanser tanısı almaktaydı ve hastalar teşhisten bir kaç sene sonra ölmekteydi.
Oysa günümüzde prostat kanseri erken evrede yakalandığında ve doğru tedavi uygulandığında başarı oranı yüzde 90’lara yükselmektedir. Yapılan araştırmalar tarama yoluyla prostat kanserinden ölüm oranının yüzde 30 oranında azaldığını göstermiştir. Beklendiği üzere hastalığın erken teşhis edilmesi halinde tedavi başarısı artacaktır. Tanı anında kanser sadece prostata sınırlı ise hastanın tamamen iyileşme şansı çok yüksektir. Bu nedenle prostat kanseri tanısıyla ilgili yaklaşımın esasını hastalığın prostatın içinde sınırlı iken yani hiçbir klinik belirtisinin olmadığı dönemde tespit edilmesi oluşturmaktadır. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile erkeklerin 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat kanseri taraması için hekime başvurması önerilmektedir.
Türkiye’de durum nedir?
Yapılan çalışmalar ülkemizde de prostat kanserinde belirgin artış olduğunu, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yerleştiğini göstermektedir. Prostat kanseri için dünya ortalaması yüz binde 28’lerde ve Avrupa ortalaması yüz binde 60’larda iken Türkiye ortalaması yüz binde 37’lerdedir. Bu bağlamda her yıl yaklaşık 14 000 yeni vaka görülmektedir.
Burada önemli bir sorun Batı ülkelerinden kısmen farklı olarak erken tanı oranının hala önemli ölçüde düşük olduğu söylenebilir.
Bu durum hastalığa yönelik farkındalığın, görece düşük olması ve özellikle kültürel faktörlerle ilişkili olmak üzere hekime başvurma oranının istenen düzeyde olmaması ile açıklanabilir. Maalesef toplumun geneli herhangi bir yakınması olmaması durumunda kontrol amacıyla doktora başvurmamaktadır.
Prostat kanseri tanısı hali hazırda nasıl konmaktadır?
Prostat kanseri taraması için iki temel yöntem parmakla prostat muayenesi ve kanda PSA denilen bir maddenin ölçümü olup kan PSA düzeyinin artışı durumunda ultrason rehberliğinde prostat bezinden özel iğnelerle parça alınması işlemi gerçekleştirilmektedir.
Bu işlemin başarı şansı nedir?
PSA düzeyinde artışın prostat kanseri dışındaki bazı sebeplere de bağlı olabilmesi sebebiyle rutin PSA taraması pek çok gereksiz biyopsiye yol açmaktadır. Yukarıda sözü edilen uygulama hali hazırda prostat kanseri tanısı için kullanılan tek yöntem olarak kabul edilmekle birlikte bazı önemli dezavantajları nedeniyle yöntemin yararlığı sınırlıdır. Her şeyden önce vücuttaki diğer organlardan yapılan parça alma işleminden farklı olarak bezin hangi kısmının anormal olduğu dikkate alınmadan, işlem adeta “kör” olarak yapılmaktadır. Bunun en önemli sebebi halihazırda kullanılan ultrason cihazlarının kanserli dokuyu göstermedeki yetersizliğidir. Bu ise önemli oranda hastada, kanserli doku bulunmasına rağmen sonucun yanlışlıkla normal olarak gelmesine neden olabilmektedir.
Prostat kanseri tanısı için neden yeni tekniklere gereksinim duymaktayız?
Önemli bir sorun da biyopsi ile kanser tanısı elde edilmemesine rağmen anormal olarak yüksek kalan veya yükselmeye devam eden PSA değerleri nedeniyle prostat kanseri şüphesinin devam ettiği çok sayıda hastada biyopsinin tekrar edilmesi zorunluluğudur. Bu ise hem tanısal bakımdan belirsizliklere neden olmakta hem de sosyal güvenlik sistemine ciddi bir ek maliyet getirmektedir.
Peki çözüm nedir?
Son dönemde geliştirilen bir teknikle “körleme” parça alma yerine işlemin prostat bezi içerisinde saptanan şüpheli bölgelerden “hedef gözeterek” yapılması esas alınmaktadır.
Burada, hastanın önce “multiparametrik MR” adı verilen yeni bir teknikle MR’ı çekiliyor. Elde edilen görüntülerin özel yazılımlarla değerlendirilmesi sonucunda prostat bezinde kanser şüphesi yüksek alanlar belirleniyor. Burada çok önemli bir konu da prostat kanserinin her tipinin tedavi gerektiriyor olmaması. Özellikle belli kanser tipleri tedavi edilmeyip sadece kontrollerle yetinilse bile hastaya önemli bir zarar vermiyor.
Ancak halihazırda yapılan uygulama ile herhangi bir hastadaki kanser türünün hangisi olduğunu belirlemek mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle bir çok hastaya gereksiz ameliyatları da kapsayan uygun olmayan tedavi yöntemlerinin uygulandığını söyleyebiliriz. Daha önce bahsettiğim MR çekimi sayesinde hangi kanserlerin daha ölümcül olup mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini saptamak mümkün olabiliyor. Tümörün yerini tam olarak belirleyebilen yöntem sayesinde ultrason eşliğinde rastgele alınan çok sayıda parça yerine 1-2 örnek alınması bile yeterli olabilmekte. Ayrıca MR ile kanserin görüntülenmesinde sağlanan başarı sayesinde MR çekimiyle prostatında anormal bulgu saptanmayan hastalarda biyopsi yapılması gerekliliği ortadan kalkabiliyor. Kadınlarda meme kanseri taramasına yönelik olarak mamografinin kullanılmasına benzer şekilde yakın gelecekte erkeklerde de prostat kanseri tanısına yönelik olarak manyetik rezonans görüntülemenin kullanılmasının gündeme geleceğini düşünüyoruz.
Füzyon tekniği nedir?
Teknik MR çekimiyle elde edilen bilgilerin özel bir cihaz yardımıyla parça alma işleminde kullanılan ultrason cihazının ortaya koyduğu görüntüyle üç boyutlu olarak birleştirilmesi esasına dayanmaktadır.
Mevcut parça alma yöntemine kıyasla ne tür avantajları bulunmaktadır?
Tekniğin halihazırda kullanılan parça alma tekniğine göre en önemli avantajı MR’da saptanan özellikle küçük boyutlu kanserlerin ultrason görüntüsünde nereye karşılık geldiğinin tam olarak belirleyebilmesi ve iğnenin tam olarak bu bölgeye “denk getirilmesi”ni sağlamasıdır.
İşte füzyon tekniği sayesinde doğru yerden parça aldığımızdan emin olabiliyoruz. Tekniğin diğer diğer önemli bir avantajı ise daha önce bahsettiğim MR çekimi ve sonrasındaki parça alma işlemi ile hastaya zarar vermeyeceği düşünülen tipte kanser saptanmasına bağlı olarak takibe alınan hastaların takiplerinde kanserin davranış değiştirip değiştirmediğinin doğru olarak belirlenmesini sağlaması.
Bu teknik dünyada yaygın olarak kullanılıyor mu?
A.B.D.’de 30 civarında merkezde söz konusu yöntem prostat kanseri tanısı amacıyla kullanılıyor. Avrupa’da belli başlı büyük merkezlerde de kullanıma girmiş durumda.
Bu teknik Türkiye’de kullanılmaya başlandı mı?
Evet, ülkemizde ilk olarak Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği Prostat Görüntüleme Ünitesi’nde bu uygulamayı başlatmış bulunuyoruz. Yöntemin hastalara sağlayacağı yarar göz önünde bulundurulduğunda yakın zamanda pek çok merkezde kullanılmaya başlayacağını düşünüyoruz.
Doç. Dr. Ahmet Tuncay Turgut, Türk Radyoloji Derneği Genel Sekreteri, (Avrupa Ürogenital Radyoloji Derneği Prostat Kanseri Çalışma Grubu Üyesi)
KANSER GÖRÜNTÜLEMESİ
Görüntüleme teknolojisindeki baş döndürücü hızdaki gelişmeler sayesinde, kanserli hastaya yaklaşımda radyolojik değerlendirme çok temel bir konuma gelmiştir. Görüntüleme sayesinde elde edilen tümöre ait yapısal, metabolik ve fonksiyonel bilgiler, uygulanacak tedavi yaklaşımını doğrudan belirler hale gelmiştir.
Radyoloji alanında son dönemde kansere yaklaşımı önemli ölçüde değiştiren gelişmelerin başında PET-BT, MR-PET, prostat kanseri tanısında kullanılan MR-TRUS füzyon tekniğinde olduğu gibi hibrid görüntüleme teknikleri gelmektedir. Bu sayede farklı modalitelerle elde edilen ve kanserin evrelemesinde ve tedavinin planlanmasında tamamlayıcı role sahip bilgilerin daha etkin ve sinerjistik olarak kullanımı mümkün hale gelmiştir.
Yine tümörü daha erken evrede gösterebilen teknikler sayesinde uygulanan tedavilerin etkinliği artmış ve kanser sonrası sağ kalım oranlarında önemli artışlar kaydedilmiştir. Daha da önemlisi, kanserli dokunun ve vücuttaki yerleşiminin erken dönemde ve doğru olarak gösterilebilmesi sayesinde büyük ameliyatlarda olduğu gibi komplikasyon oranlarının yüksek olduğu tedavi yöntemlerinin yerini giderek artan oranda uygulanan görüntüleme eşliğinde uygulanan ve hasta konforunun ön planda tutulduğu minimal invazif tedavi teknikleri almaktadır.
Peki ülkemizde durum nedir?
Türkiye’de meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kalın barsak kanserine yönelik olarak Sağlık Bakanlığı tarafından toplum tabanlı tarama programları uygulanmaktadır. Bu konuya ilişkin çalışmalarda Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren ve hemen her ilde bulunan KETEM (Kanser Tarama ve Eğitim Merkezi) Merkezleri tarafından yürütülmekte ve kanser taramasına yönelik farkındalığın arttırılmasına çalışılmaktadır.
Ayrıca Toplum Sağlığı Merkezlerinde Aile hekimleri tarafından da gerekli bilgilendirme yapılmaktadır. Buna rağmen kanser taramaları konusundaki farkındalığın orta düzeyde olduğu söylenebilir.
Kanser tanısı ve tedavisine yönelik olarak tıbbi cihazlar bakımından iyi durumda olduğumuzu söyleyebiliriz. Ülkemizdeki kamuya ait veya özel pek çok sağlık kuruluşunda bu konuda yeterli donanımın bulunmaktadır.
Bu konuda insan gücü eğitimine yönelik çalışmalarımız Tük Radyoloji Derneği tarafından şu anda gerçekleştirilmekte olan kongremizde olduğu gibi çeşitli platformlarda etkin bir biçimde sürdürülmektedir. Ek olarak kanser konusunda toplumsal duyarlılığın arttırılmasının kansere karşı verdiğimiz savaşın kazanılmasında büyük önem taşıdığı açıktır.
DHA

Yorumlar