Kilom normal mi

Önceleri kilo ve boy ölçümü vardı, “kilonun boydan 10 puan eksik olması” yeterli sayılırdı. Ama sonradan anlaşıldı ki “kilolu muyum?” yağ oranım fazla mı? Yağ/kas oranım bozuk mu?” gibi sorunların yanıtını sadece tartı aletlerinde aramak doğru olmayabiliyor.


Tartı aletlerinin gösterdiği rakamlar da önemli bir kriter, ama bu rakamlar her zaman fazla yağlı olduğunuz anlamına gelmiyor.
Kemik ve kas dokunuz arttığında ya da vücudunuzda su toplandığında da (ödem) kilonuz artabilir.
Kriter olarak “Beden kitle indeksi” (BKİ) kullanılabilir ve oldukça güvenilir bir kıstastır. Ayrıca aletlerle belirlenen “yağ/kas oranlarınız” ve “yağ yüzdeniz” de değerlendirmelerde kullanılabilir.
“Bel çevresi” ve “bel/kalça oranı” ise son derece önemli ve güvenilir ölçütlerdir. Bana sorarsanız her ay bel çevrenizi izleyin ve bel/kalça oranınızı üç ayda bir takibe alın!

BEDEN KİTLE İNDEKSİ NASIL HESAPLANIR?

Vücut ağırlığı (kg) / Boy uzunluğunun karesi (m2)
Beden Kitle İndeksi Tanım
<18,5 Zayıf
18,5-24,9 Normal
25-29,9 Kilolu
30-39,9 Obez
>40 Aşırı obez

BEL ÇEVRESİ NE OLMALIDIR

Kadın Erkek Tanım
>80 >94 Kilolu
>88 >102 Obez

BEL-KALÇA ORANI NASIL BELİRLENİR?

Erkek > 1,0 Kadın > 0,8 olması durumunda kiloya bağlı sağlık sorunlarının oluşma riski artar.

Kimler diyet yapamaz

On iki yaşından küçük çocuklara asla diyet yaptırmamalısınız. Yaptıkları beslenme yanlışlarını ya da yaşadıkları sorunları ortadan kaldırma yoluna gitmek en doğru
yöntemdir.
Altmış yaş üstü kişiler de, eğer mutlaka diyet yapmaları gerekiyorsa, doktor gözetiminde olmaları gerekir. Ayrıca ayda iki buçuk kilodan fazla vermemelerine dikkat edilmeli.
Kemoterapi ya da radyoterapi gören kanser hastaları, çok özel bir durum yoksa, hele doktor kontrolü altında değilseler, asla ve asla diyet yapamazlar.
Geçmişinde kanser olanlar da ayda en fazla iki kilo vermeye dikkat etmeliler. Hamilelerin, böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği olanların, insülin ile tedavi gören şeker hastalarının da doktor kontrolü olmadan diyet yapmamaları gerekir.

DNA'nıza kulak verin

Bir kâse yoğurt ve bir dilim pasta eşit kalori olabilir. Yani, bunları laboratuvar ortamında yakarsanız ortaya eşit miktarda enerji çıkar. Ama pasta yediğiniz zaman içi boş kalori almış olursunuz.
Hâlbuki yoğurdun içinde bulunan protein, vitamin ve mineraller, omega yağları gibi yararlı maddeler genlerinizi kilo verme yönünde terbiye eder.
Bu yüzden, kilo vermek istiyorsanız, daima genlerinizle doğru konuşan, genetiğinize uygun yiyecekler yemelisiniz.
Mesela altın çilek sizin genlerinizin konuştuğu bir meyve değil.
Mangoyla, papaya ile de hiçbir alakanız yok. Ama karpuz, kavun, elma, armut, nar binlerce yıldır sizin genlerinizle konuşan, genlerinizle anlaşmış doğal yiyeceklerdir.

Stresin fazlası beyni küçültüyor

Stresli zamanlarda bilinçsizce yemeklere saldırdığınızı fark ettiniz mi? Size kötü haberim var. Stres hormonu kortizol, sadece kilo almanıza neden olmuyor. Aynı zamanda yorgunluğa, depresyona ve beyin hasarına neden oluyor.
Özellikle karın bölgesinde yağlanmaya neden olan kortizolün sadece bedenimiz için değil, beynimiz için de ciddi bir problem olduğu anlaşıldı. Uzun süreli bir araştırma, beden yağı artıp göbek büyüdükçe beynin de küçüldüğünü ve obezite-beyin ilişkisinde sorumlu faktörün kortizol olduğunu gösteriyor.
Öyle görülüyor ki, küçük miktarı ve kısa dokunuşlarıyla beyni gelişmeye, öğrenmeye zorlayan kortizolün miktarı artınca işler tersine dönüyor.
Kilo sorununu çözme ve kilonuzu yönetme kılavuzunuzun içinde stresle mücadeleye de yer açmayı ihmal etmeyin.

Bilginizi artırın

Maalesef yeterince öğrenmeden kafi derecede bilgilenmeden her okuduğumuza hatta her duyduğumuza inanıyor, önümüze gelen her diyeti yapmaya ertesi gün başlıyoruz. Öncelikle bir dilim pastanın, ayva tatlısının, patlıcan kebabının ağzınıza girdikten sonra kalçanızda ya da karnınızda yağ olarak nasıl depolandığını basit de olsa bilmeniz lazım.
Kilo vermeye başladığınız zaman, hangi süreçlerle bacaklarınızdaki, göbeğinizdeki yağın eriyerek kasa dönüştüğünü ya da vücudu terk ettiğini de öğrenmeniz gerekir.
Kısacası kilo almanın da kilo vermenin de biyolojisi hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Kalıcı bir kilo yönetimi istiyorsanız, sorunu doğru tanımlamak zorunda olduğunuzu unutmamalısınız.
Kendimize bir zayıflama programı çıkarırız; “Tatlıları, ekmeği keseceğim, bol zeytinyağlı salata yiyeceğim.” Duymuşuz ya zeytinyağı sağlıklı! Ama sağlıklı bir gıdadan da fazla yerseniz diyetinizi sabote etmiş olursunuz. Bir yemek kaşığı zeytinyağı 120 kalori, bu da eşittir iki dilim ekmek demektir.
Faydalı olan şeyleri gereğinden fazla kullandığınız zaman, onları zararlı hale getirirsiniz.
Meyve de bunlardan biri. Bir akşamda dört, beş tane elma yiyenler, bir oturuşta koca bir çanak kirazı bitirenler var. Peki tek bir kirazın bile en az 5 kalori olduğunu biliyorlar mı?
Sabah kahvaltıda 100 tane zeytin (10’ar kalori) yiyor musunuz? Hayır. Peki o zaman neden aynı miktarda kirazı bir oturuşta yiyebileceğinizi varsayıyorsunuz? Devam edelim...
Üzüm harika bir meyvedir. Bunu herkes bilir, ama iki salkım üzümün 500 kalori olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Üstelik meyve kalorilerinin tamamı früktozdan gelir.
“Bir şey yemedim, biraz üzüm işte” der geçer ve neden kilo aldığını ya da neden kilo veremediğini anlamaz. Hiçbir şey vardan yok, yoktan var olmaz.
Eğer bir sağlık probleminiz yoksa yemeden kilo almanız mümkün değil. Başka örnekler de var...
Çoğu insan meyve sularını, alkolü kaloriden saymaz.
Genç bir hastam var. “Hiç bir şey yemiyorum hocam,” diyor. Gerçekten de çok az yiyor, ama bir ortaya çıkıyor ki her akşam üç dört kadeh viski içiyormuş.
Bira, şarap, meyve suyu ya da kola gibi içeceklerle kilo kontrolü mümkün değildir.
Yine kilo sorunu yüzünden bize çocuklarını getiren anneler oluyor. Onlar da, çocuklarının çok az yemek yediğini, neden kilo aldıklarını bir türlü anlayamadıklarını söylerler.
Diyetisyen çocuğu odaya çeker ve günde 12 şişe kola içtiğini öğreniverir. Sadece içtikleriyle çocuk zaten 1500 kaloriye yakın alıyor.
Gündelik kalori ihtiyacı ise zaten 2000. Denklemi siz kurun.

Yorumlar