Migreni hafife almayın

Erkeklerin yüzde 10'u kadınların ise yüzde 20'sine yakını bu hastalık ile boğuşuyor.


Yeni bir araştırma, son yıllarda çokça araştırılan inme ve migren ilişkisine dair bulgular sunuyor. Migren inme için bir risk oluşturuyor; ancak bu riski net olarak tanımlamak için yine de daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç var.

ABD Miami ve Columbia Üniversiteleri'nden bir araştırma ekibi, inme ve sessiz beyin enfarktları için, önemli bir risk faktörü olarak öne sürülen migren öyküsünün ne kadar etkili olduğunu araştırdı. Yöntem olarak çok sayıda katılımcının beyin MR(manyetik rezonans) görüntülerinin elde edilmiş olması, ekibin bu konuya ciddi yatırım yaptığını gösteriyor. Geçmişte geçirilen inme ve damar hastalıklarını en doğru gösteren tetkik, en azından şimdilik MR görüntülemesi. Çalışmada da migren öyküsü olan 104 kişi ile olmayan 442 kişiye ait beyin MR görüntüleri karşılaştırıldı. Yaş ortalamaları 71 olan katılımcılardan elde edilen veriler, inme ile ilgili diğer risk faktörlerini dışlayacak şekilde yeniden uyarlandığında dahi, migreni olanların, olmayan grubun iki katı kadar sessiz beyin enfarktına sahip olduğu görüldü. Sessiz beyin enfarktından kast edilen, meydana geldiği sırada, bir işlev kaybı ya da herhangi bir belirtiye yol açmamış, bu nedenle da fark edilmemiş damar tıkanıkları ya da kanamaları. Bu tıkanıklık ya da kanamanın olduğu yerde beyin dokusu beslenemiyor ve ölüyor; ancak her zaman bir belirti ortaya çıkmayabiliyor. Yine de bu damar hastalıkları ileride meydana gelebilecek bir inme için risk faktörü.

Auralı-aurasız migren

Ayrıca çalışmaya katılan migren hastalarının çoğu aurasız migren hastası. Yani baş ağrısından önce bulantı, ışık çakmaları, kötü kokulardan rahatsızlık duyma gibi şikayetlerin görüldüğü aura tablosunun eşlik etmediği migren hastaları. Araştırmacılara göre bu bulgu, migrenin sessiz beyin enfarktlarıyla ilişkisinde auranın mutlaka gerekli bir rolü olmayabileceğine işaret ediyor. Oysa geçen yıla kadar araştırmalarda auralı migrenin önemli bir risk faktörü olarak kabul edilebileceği gösterilmişti. Yine migren hastalarından oluşan grupta, inme için bir risk faktörü olan hipertansiyon da sık görülmüş; ancak bulgulara göre migrenle sessiz enfarktların ilişkisi yüksek kan basıncından bağımsız olarak kurulabiliyor. Belli ki, migren ve inme ilişkisini araştıran çalışmalardaki çelişkileri aydınlatmak için kapsamlı bir meta-analize de gerek var.

Sonuçta, migren ağrılarının sıklığını ve şiddetini önlemek, yani profilaksi, inme riskini azaltmakta önemli olabilir mi sorusu gündeme geliyor. Bunun için ileriye dönük ve uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç olsa da, eldeki bulgular migren tipi baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor. Böyle bir durumu olan bireylerin, inme ve damar hastalıkları ile ilgili diğer risk faktörleri açısından da daha dikkatli olmaları gerekiyor.

Yorumlar