Organ naklinde girişimsel radyolojinin önemi büyük.

Türk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) tarafından düzenlenen “13. Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısı”, Antalya’nın Belek’te gerçekleştirildi. 


Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Girişimsel Radyoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Halil Öztürk, 450’yi aşkın katılımcının takip ettiği toplantıda, girişimsel radyolojideki bilimsel son gelişmelerin ve güncel uygulamaların sunulduğunu ve karşılaşılan sorunlara çözümler üretilmesinin hedeflendiğini bildirdi. Prof. Dr. Öztürk, 38’i oturum başkanı olmak üzere 50 konuşmacının yer aldığı toplantıda, 2 salonda 30’a yakın oturum düzenlendiğini ayrıca her gün 2 adet çalıştayın gerçekleştirildiğini belirtti.
Girişimsel radyolojinin hastalıklara teşhis koymak veya tedavi etmek için görüntüleme cihazları eşliğinde icra edilen minimal invazif işlemler olduğuna değinen Prof. Dr. Öztürk, "Bir diğer ifade ile görüntüleme cihazları eşliğinde gerçekleştirilen kapalı ameliyatlardır. Bu işlemler sırasında en sık kullanılan görüntüleme cihazları, Tanısal Radyoloji’de kullanılan cihazlardan, ultrasonografi, anjiyografi ve bilgisayarlı tomografidir. Ancak daha nadir de olsa mamografi ve emar cihazları da bu operasyonlarda kullanılabilmektedir. Bütün bu cihazlar Tanısal Radyolojide hastalıklara tanı konması için kullanılırken, Girişimsel Radyolojide hastalara yapılan minimal invazif operasyonlarda kılavuz olarak kullanılmaktadır" dedi.

"İNME, DÜNYADA EN SIK İKİNCİ ÖLÜM NEDENİ"
Prof. Dr. Öztürk, inmeyi beyin damarlarında aniden oluşa tıkanıklıklara bağlı oluşan bir klinik durum olarak tanımladı.
İnmenin dünyada en sık 2'nci ölüm nedeni olduğunu kaydeden Prof. Dr. Öztürk, "Ayrıca inme dünyada en sık engelli kalma sebebidir. 2016 yılının TÜİK verilerine göre 38 bin vatandaşımızı inme nedeniyle hayatını kaybetti. Bu sayının 5 katına yakın vatandaşımızda engelli şekilde kalmıştır. İnme zamanında saptanır ve zamanında müdahale edilirse, hastaların yaşamının kurtulması ve engelsiz şekilde veya hafif engelle hayata devam ermesi mümkün olacaktır. Ama zaman aralığı azdır. İnmenin tedavisi için zamana göre yarışıyoruz. İnmeli hastanın 6 saat içinde sorunun çözülmesi gerekiyor."
 Prof. Dr. Öztürk, "İnmenin belirtileri nelerdir? Hızlı şekilde tanımamız gerekiyor. Ani oluşmuş bilinçsel ve fizikle kayıp inme bozukluğudur. He türlü bulguyu anlayabiliriz. Konuşma bozulması, konuşulanın anlaşılamaması, vücudun bir anda bacakta kolda kuvvet, his kaybı ama bunlar ani olarak oluşması gerekir. Görme bozulması, dengesizlik çift görme gibi bir sürü bulguyla karşımıza çıkabilir. İnmeyi tanıma konusunda toplumumuzun bilinçli olması gerekir. Girişimsel radyoloji inmenin sebeplerinin anlaşılmasında ve önlenmesi ve tedavisinde yer almaktadır" diye konuştu.
Prof. Dr. Öztürk, girişimsel radyoloji alanında malzeme temininde sıkıntı yaşadıklarını vurgulayarak, "Girişimsel radyoloji gelişmekte olan branş ve yüksek teknolojik cihazlar kullanıyor. Bu malzemelerin kolaylıkla ulaşılabilir olması için fiyatlarının uygun olması gerekir. SGK bu malzemelerin fiyatlarını enflasyona orantılı arttırmadı. Gittikçe artan güçlükler yaşıyoruz. İleride kritik malzemelere ulaşma noktasında fiyat politikası nedeniyle sorun yaşayacağız. Hasta mağduriyetlerin önüne geçmek adına bu konuları yetkilileri dile getirmek istiyoruz. Yılda bir kez enflasyona bağlı fiyat artışı yapılmasını talep ediyoruz" dedi.

"25 BİN KİŞİ ORGAN BEKLİYOR"
Kongre Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Ramazan Kutlu, organ nakillerinin çok önemli olduğunun altını çizerek, Türkiye’de 25 bin civarında organ nakli bekleyen hastanın olduğunu kaydetti.
Türkiye’de 350 bin civarında donör olduğunu belirten Prof. Dr. Kutlu, "Bu donör sayısı yeterli değil. Kadavradan nakilde kullanılacak beyin ölümü olması lazım. Bunun sayısına baktığımız zaman 2 binin üzerinde beyin ölümü var ancak yüzde 28’i kullanılabilmişiz. Beyin ölümü tespitinde ve kalımında gerideyiz, mecburen canlılardan yapılan nakillere başvuruyoruz. Biz girişimsel radyoloji olarak bu işin neresindeyiz. Her yerindeyiz. İşlem esnasında ve sonrasında her yerindeyiz. Uygun şekilde hastanın hazırlanmasında, alıcının nakile kadar ulaşmasını ve tedavi sonrası süreçte yer alıyoruz" ifadelerine yer verdi.
“ORGAN NAKLİNDE GİRİŞİMSEL RADYOLOGLARIN ROLÜ BÜYÜK”
Girişimsel radyologların görüntüleme eşliğinde tanı ve tedaviye yönelik uygulamalar yaptığını dile getiren Prof. Dr. Kutlu, "Bunu zevkle yapıyoruz. Organ nakli benim alanım. Bu hastalarla kardeş gibiyiz. Bir kere tanışıyoruz, sonra ayrılmıyoruz. Onların tedavilerinde etkin şekilde yer alıyoruz. Bizi ayrı bir dal değil, ayrı bir anabilim dalı olması rahatlatacak. Hastalarımıza daha kolay hizmetler verebiliriz. Bu işim ameliyatla bitmediği uzun süreli bir ekiple takip edildiğini biliyoruz. Bizler olmanda bu nakiller olmaz iyi sonuç alınması gerekiyorsa bizi işimizi yapmamız gerekiyor. Organ nakli cana can katan, insanları rahatlatan ağırlıklı hale getiren güzel yöntem, girişimsel radyoloji bunun ayrılmaz bir parçasıdır" dedi.

"DAMARI TIKAYARAK AÇLIK HİSSİNİ AZALTIYORUZ"
Kongre Bilimsel Kurul Üyesi Prof. Dr. Fahrettin Küçükay, morbid obezite hakkında bilgi vererek, amaçlarının aşırı kilolu hastalara en iyi tedaviyi uygulamak olduğunu belirtti.
Aşırı şişmanlığın genç yaşa doğru kaymaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Küçükay, "Cerrahi yöntemler ek olarak, endokronolojik ilaç tedavi yöntemlerin ek olarak, özellikle 2014’li yıllardan sonra ortaya çıkan yeni bir tedavi yöntemi var, bariatrik embolizasyon yani kilo vermeye yönelik damar tıkama işlemi tedavi yöntemi. Bu tedavi aşırı derecede şişman vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde hastalarda uygulanıyor. Buradaki amaç midenin bir bölgesi var. Üst bölgesinden aşırı derecede açlık hormonu sentezleniyor. Bizim yaptığımız tedavide kasıktan girerek o bölgeyi besleyen damarı tıkayarak, açlık hormonunu sentezleyen hücrelerin sayısını azaltıyoruz. Amaç hastamızın açlık hissetmesini azalmak. Açlık krizlerini önlemek. Daha yeni bir yöntem daha emekleme aşamasındayız" diye konuştu.

"TÜRKİYE'DE 15-20 KİŞİYE UYGULANDI"
Uygulamanın dünya çapında 600, Türkiye’de 15-20 hastaya uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Küçükay, "Başlangıç sonuçları iyi. Cerrahi yöntemlerle karşılaştırdığımız zaman kilo kaybı biraz daha yavaş şekilde gelişiyor. Sabırlı bir hasta gerekiyor. 6 ay sonunda yüzde 11’lik bir kilo kaybı oluyor. 100 kiloluk hasta, 89 kilo oldu. Şuana kadar belirgin bir yan etkisi çıkmadı. Orada bir delinme söz konusu olmuyor. Yeni bir yöntem ve hastayı aynı gün en geç bir gün sonra taburcu ediyoruz" dedi. Prof. Dr. Küçükay, yöntemin güvenli, ölüm ve komplikasyon oranının diğer yöntemlere oranla daha az olduğunun altını çizdi.
“HEMOROİD AMELİYATSIZ TEDAVİ EDİLEBİLİYOR”
Hemoroid konusuna da değinen Prof. Dr. Küçükay, bu konuda hastaların büyük bir kısmının utanma ve çekinme duygusu yaşadıklarını belirterek, çekinmenin doğru olmadığını konforlu yaşamın tüm insanların hakkı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:
“Basurun temel oluşum mekanizması anüs bölgesindeki atardamarlarla toplardamarlar arasında oluşan yüksek basınçlı bağlantı ve buna bağlı olarak anüsteki toplardamarlardaki ağrılı genişlemedir. Basur tedavisinde her geçen gün yeni tedavi yöntemleri ortaya çıkmaktadır. Fakat bu tedavilerin büyük bir kısmı anüs yoluyla uygulanan tedavilerdir ve hastaya konfor açısından rahatsızlık vermektedir. Hemoroidal arter embolizasyonu, yani genişlemeye yol açan basur damarlarının atardamar yolundan girilerek tıkanması işlemi oldukça yeni, etkili, güvenli ve ameliyata gerek göstermeyen tedavidir. Bu  tedavi cerrah ve gastroenterologların gözetiminde Girişimsel Radyologlar tarafından uygulanmaktadır. Kasıktaki atardamardan girilerek basur damarlarını oluşturan ve besleyen atardamara tıkayıcı bir madde verilir, bu da zaman içinde genişlemiş basur damarlarında sönmeye neden olur. Bu damarların tıkanması bölgedeki organlarda beslenme bozukluğuna neden olmamaktadır. İşlem süresi yaklaşık 20 dakikadır ve ağrısız acısız bir işlemdir. Hasta işlemden sonra aynı gün taburcu edilmekte ve günlük hayatına devam edebilmektedir. Tedavi anüs yoluyla uygulanmadığından hastalar tedaviyi daha rahat tolere edebilmektedirler. Tedavi hastada şikayete neden olan her türlü evredeki basur için uygulanabilir. Tedaviye bağlı risk ve komplikasyon oranları %5 in altındadır.”

Yorumlar